Allahaısmarladık

Biraz ani oldu ama, hani halk arasında ”zengin kalkışı” dedikleri tarzda… Uzun bir sene oldu. Arada bir gittik oraya buraya ancak gerçek bir tatil değildi hiçbiri. Ama zamanı geldi, geçici bir süre için de olsa allahaısmarladık demek lazım.


Cokcokalak hoşcakalak

Postayı okumaya devam etmeden önce medya player a tıklayıverin.

Bugün bir okur mail atmış (biliyorum Hasan, yanlış - elektronik posta- olacak). Şikayetçi olmuş, sık güncellemiyorum blogu diye. Aynı anda ben de ”eyvallah, kalın sağlıcakla” yazısı için hazırlanıyordum. Ona yazdığım cevabı ana hatlarıyla burada da geçeyim….

Blog yazarken işkembeden uydurmamak lazım. Yazacak birşey olması için bazı şeylerin de yaşanmış olması gerekiyor. Bunun içinse vakite ihtiyaç var. İşe gitmek, faturaları ödemek, arkadaşlarla takılmak, kitap okumak, internette dolanmak, başka blogları gezmek, müzik dinlemek, sinemaya gitmek, karı & kız olayları… Bütün bunları yaptıktan sonra çıkabiliyor blog postları. Yoksa sık yazacağım derken kalite düşebiliyor. Bu tarz şeyler olsun istemiyorum blogda. Yazmış olmak için yazılan postalar…  Sık postalamamanın nedenlerinden biri bu…

Bir diğer önemli sebep ise özene bezene, emek harcayarak yazdığın postalara bazen yorum düşmüyor. Yorum atılmayan postalar kadar canımı sıkan birşey yok. Çünkü okuyucuyla iletişim olmadığı zaman blog denen şey eksik kalıyor. O yüzden son zamanlarda attığım blog postalarını biraz daha üst tarafta tutarak yorum sayısını fazlalaştırmaya çalışıyorum. Yapay bir yöntem ama… Başka bloglarda sıradan postalar 15-20 yorumu çok rahat bulabiliyor bazen. Ne kadar irite olduğumu siz düşünün artık…

Bunun dışında yazdan sonra yapmak istediğim şeyler de var 5posta ile ilgili. Çok büyük değişiklikler değil ama… Bir blogun doğumu ve gelişimi arasındaki sürede farklılaşmalar, konsantrasyonun farklı alanlara kayması gibi şeyler doğal. Bu okuyucunun verdiği tepkiden çok blogu yazanın yaşadığı değişime bağlı. Yazmanın böyle birşey olduğunu bilmiyordum önceden. Kendi bilmediğin bazı yönlerin de ortaya çıkabiliyor. 

Sürekli ampuller yanıyor kafamda. Nasıl daha zengin hale getirebilirim 5posta’yı diye… Bu konuda fikirlerim var. Yazdan sonra bunların ne kadarını uygularım o bilinmez. Okuyucunun da desteklemesi, itmesi, motoru olması lazım bu fikirlerin. Yeni fikirler heyecan veriyor, orası kesin…

Bir de bloga bir aylık bu arayı vermeden önce bazı şeylerin altını çizmek istiyorum. Orada burada sağolsun insanlar 5posta’dan entelektüel seks blogu diye bahsediyor. Bana sorsanız, ”kendine ait 10 adet özelliğini söyle” diye, entelektüellik ilk 20 ye girmez. Bazı konularda bi bok bilip ahkam kesmem, biraz da self destruktif bir yapım olmasının getirisi.

İlk Playstation2 aldığım sene bir arkadaşımla 4 gün eve kapanıp futbol oyunu oynadık. Yalnızca yemek yemek ve uyumak için ara veriyorduk. Tabii ki iyi oldum Pro Evolution adlı bu oyunda zamanla.

Akşam 8 de bilgisayarın başına oturup, sabah 6 da kalkabiliyorum. Sırf Klezmer müziği ve kollarını keşfetmek için. ”Abi yak bana bi Klezmer sidi” desen 7-8 tane çıkarırım. Seyşel adalarında hesap nasıl açtırılır, vergi kaçırma yöntemleri üzerine 2 gün internetin altını üstüne getirdiğim oldu. Yurt dışına yakalanmadan büyük meblağ çıkarmak isteyenler özel mail atsın bana…

Birşeye ilgi duyduğum zaman tutkuyla sarılıyorum. Kendimi mahvedene kadar iciğini cıcığını kurcalıyorum. Sevmediğim şeylere konsantrasyonum sıfır. Fatura ödemek sıkıcı bir olay olduğu için elektrik faturamı bile bile ödemiyorum. Faturayı iki defa göndermeleri lazım. Nasıl olsa koskoca elektrik şirketi telefonumu umumi tuvalet duvarlarına pezevenk diye asmaz ya

İşte bu yapım yüzünden insanlara ”bu herifin aklı fikri o işte mi?’‘ sorusu geliyor. Yok oysa öyle birşey…. Arada bir yazıyor şurda burda ”bir erkek günde şu kadar kere zikişi düşünür” diye. O erkeklerin kaçta kaçı bunu düşünmekten öteye götürüp, ugulamayı veya en azından bu konuyla ilgili konuşmayı seçiyor. Ve bunlardan kaçta kaçı ”bunları bi blogda toplayayım da şeyolsun” diyor? Olay budur yani. Yoksa ortada üç bacakla gezen bir sapık değilim…


Martin De Barros… İsmini vermek lazım…

Bir de konsepti seksist olarak algılayıp yanılanlar var. Tam da yanılıyorlar demeyeyim. Var seksist bir yanı… Ancak bunun açılımını yapmak için biraz bekleyeceğim.

Varsa bir tanrı, yarattığı en güzel yaratık kadın. En azından görsel olarak… Onu aşşağılamak bir yana dursun, her ortamda erkekle eşdeğer kılmak en çok yapmayı isteyeceğim şey… Yalnızca bunu yaparken erkeğin aşşağıya çekilmesi yerine, kadının erkekle aynı hizaya getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kariyer ve iş hayatı bağlamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı uğraşsın bunlarla. Adalet Bakanlığı üzerine düşenleri yapsın kadının aile kurumu içinde hakkını alabilmesi için. Diyanet İşleri gerekli fetvaları versin, paltoyla denize girmekten kurtarsınlar kadınları. Meclis, kadın milletvekili sayısını erkek milletvekiline eşit yapmaya gayret etsin.

Bütün bu eğlenceli ve ulvi görevleri devletin ve hükümetin işinin ehli olan kadrolarına bırakırken, ben de kadının cinsel özgürlüğünü bir erkek kadar, hatta ondan daha fazla yaşayabilmesi için burada bu sıkıcı görevi ifa edeyim.

Amaç budur arkadaşlar. Varsa mesajı kaçıran?…

功夫熊猫 - Gōngfu Xióngmāo

Politika, kültür ve din gibi konulardan bahsederken Anadolu ve Türk insanını mümkün olduğu kadar es geçmeye çalışıyorum. Türk pek hoş karşılamıyor dini, dili, kültürü fazla karıştırıldığı zaman. Mevlana’nın yurdunda bu konular ortaya çıkınca insanların ”kodum mu oturturum” ruh haline büründüklerini görmemek için kör olmak lazım.

O yüzden bazı konulara dalıp çıkarken uzak diyarlara gitmekte fayda var. Hem Türkler de Mars’tan gelme bir millet olmadığı için bizdeki ne arıza, eksiklik varsa dünyanın öbür ucundaki insanlarda da var. Az veya çok… Anlatılan herşey orası burası düzeltilerek bizim insanlarımıza da giydirilebilir…

Bir de zaten hergün gazete, tv ve sohbetlerde bu tarz bilindik konulara giriyorsunuz. Türban, Atatürk, laiklik, Mevlana felsefesi, dinin topluma etkisi, KİT lerin satışı, yabancıda 6+2 kuralı vs. Bir de ben kafanızı ütülemeyeyim bu konularla. Değişik coğrafya ve kültürlere bakalım biraz…

Kung Fu Panda… Yazının da başlığı buydu zaten. İnanılmaz bir animasyonun tekniğinin üzerine Jack Black, Dustin Hoffman, Angelina Jolie, Jackie Chan ve Lucy Liu (Mmmmmm). Çin’de de haliyle gişe rekorları kırıyor film. Ancak ortaya çıkan bazı kültür palyaçoları, Çin halkına bu Holywood üretimine para harcamayıp, yuanları ziyan etmemelerini pompalamaya çalışıyor. Bu düşünce tarzı çokca Fransızlarda da görülüyor, arada bunu da belirteyim. Fransız kültürünü korumak, yüceltmek vs amaç… Bu seferki kahramanımız Pekin Üniversitesi profesörlerinden, sonradan komünist olma Amerikan asıllı Tim Lies. Profesörümüz Holywood’u Çin kültürünü talan etmekle suçluyor. Bununla ilgili meydanlarda gösteri yapmaktan kaçınmıyor hocam… Duyarlı ya…
 
Filmin açtığı bir başka tartışma konusu ise neden Çin film endüstrisinin ilkönce davranıp konuyu işlemediği. Nasıl oluyor da Amerikalılar dünyaya Çin kültürünü Çinlilerden daha iyi anlatıyor? Film endüstrisi desteklensin efendim, şöyle yapılsın, böyle olsun… Bir yerlerden tanıdık geliyor ama….

Holywood ilk defa almıyor Çin kültüründen. Disney‘in Mulan ı başka bir örnek mesela… Fakat bu seferki kavga filmde geçen hikayenin literatürle uyuşmaması, senaryonun tamamen uydurma olması. Mitolojik hiçbirşey canlandırılmıyor filmde. Fakat yine de Çin kültürü çok açıkça etkisini gösteriyor. Seyrettiğiniz zaman bunu hissediyorsunuz. Bir Çinli seyretse kendi kültürünü rahatça tanımlayabilir filmin içinde.

Kültür ne peki? Diyoruz ya Çin Kültürü, Amerikan Kültürü… Nedir bu esasında? Bir yerde kapalı olarak muhafaza edilen bir şey mi? Korunması gereken, üzerine titrenecek…

Yoksa kültür zamanla beraber mi yaşar? Akıp gider böyle… Gelişir, değişir, etkileşir… Bence bu daha iyi bir tanım. Kültür yemektir, müziktir, dövüş sanatıdır, şudur, budur… Kültürün nerede ve kimler tarafından yaşandığı da çok önemli değil bence. Çin kültürü Malmö’de, Amsterdam’da, Buenos Aires de daha az Çin kültürü değil ki…

Yine bunu anlamak için bilegeldiğimiz öğretilerden uzaklaşıp, farklılıkları görmek için gözlerimiz açmamız gerekiyor. Çok güzel bir yazı var, ancak biraz uzun. Merak edenler için China Heritage‘den ulaşılabilir.

Bu yazı İtalyan kültürüne ilgi duyan, Roma’yı Vendedik i görmek isteyenleri de bir şekliyle ilgilendiriyor. Şu bakımdan; Çin diğer medeniyetlerden farklı olarak kültürünü monumentlerle yaşatmıyor. Forum Romana veya antik Yunan’ın şatafatlı tapınaklarının benzerlerini Çin kültüründe görmek zor (Çin seddi bu kategoride sayılmamalı). Kültürünü beton bloklarla yaşatmıyor Çin… Bu bloklar zamanın aşımı içerisinde birgün yokolup gidecekler zaten (Dünyanın en eski kültürü olan Çin’den daha iyi kim bilebilir bunu?). Ölümsüzlük ve sonsuzluk yaşayan kültürde aranmalı. Edebiyat, kaligrafi, resim… Gibi…

Makalenin yazarı açıkça da belirtiyor neden kültür devriminin materyali (kültür bağlamında) yokedici tavrı esasında ülkedeki kültürü hiç etkilemedi. Bir takım tapınakların, binaların yokedilmesi kültüre bir yere kadar zarar verebiliyor ancak.

Lucy Liu - 刘玉玲 - Liú Yùlíng - canım koymak istedi resmi

Çin kültürü her zaman yeni bir sayfa açar, açtığı bu sayfayı dolduracak da birikimi var. Tarihi yazacak bilgisi, kültürü yaşatacak isteği var çünkü. Avrupa’nın yaşayan müze tarzındaki şehirleri ve kültürlerinden farklı olarak.

İşte sırf bu yüzden duyarlı hocamız üniversitedeki odasına geri dönebilir. Partinin kıçını yalamak o kadar da elzem değil. Amerikalı komünist olmak orada yeter de artar bile…

Kung fu panda trailer HD
Uppladdat av sebest

Kaltak Seni

Embesil toplumların karşılıksızca ve kucak solusu sevgi, saygı döktükleri ciğeri beş para etmeyen ünlü şahsiyetler gün geçmiyor ki pot kırmasın. Güya topluma mesaj verip akıllı insan imajı yaratıp popüler olacaklar. Boktan albümleri 3-5 tane daha satsın diye, selülit bağlamış götleri bir iki vizyon filminde daha rol alsın diye, ya da cahil cüheylanın seyrettiği tv programlarını yönetip paraları cebe indirsem diye. Acaba şahsiyetlerinin, karakterlerinin insanlarda miğde bulantısına sebep olduğunu biliyorlar mı?

Artist, sanatçı geçinen takımın çoğunluğunda eğitim düzeyinin yüksek olduğu söylenemez. Pozitif bilimlerden bihaber olmaları bu yüzdendir bu güruhun. O yüzdendir ki bunlar her türlü naneyi yiyip sonradan dine dönerler. Bu mahlukatların gavurları ise Budizme, Hare Krişnaya, Falun Gong a merak salar. Haksız kazandıkları paraların lüksünde yaşamaktan ruhları, özleri boşaldığı için bu şeylerde ararlar iç huzurunu. Cahilin önde gideni oldukları halde yine cahil toplulukların pohpohlamasıyla götleri de kalkar bu şerefsizlerin. Politika, bilim, insani değerler senin neyine a kaltak…

Hülya Avşar‘ın gazetede çıkan haberi
üzerine yazmıyorum bu yazıyı. Türkiye gibi ülkede her istediğimi yazmaya götüm yemez. Millet mahkemelik olmaya bayılıyor. Herkesin bir davası var, benim olmasın.

Benim davam Holywood orospusu Sharon Stone ile. Scientologi tarikatının eski bir mensubu olan bu mahlukat, kendisi de budist olan Richard Gere’in kendisine ”ışığı göstermesiyle” budist oldu. Aynı zamanda eşek sırtındaki sahte peygamber Dalai Lama’nın da dostu imiş. Ne iyi, kendi ağzınızla kendinizi ele veriyorsunuz. Ne mal olduğunuz kimseden gizli kalmasın.

Bakın, izleyin, ibret alın… Cahillerin sempatisini kanacağım diye götünü yırtanlar ne duruma düşüyor sonunda. Yalnız ilk önce şu resime bakın…


Wenchuan - Anaokulu çocukları, depremden önce…

Konu Çin’deki deprem olayı. Maneviyatı kuvvetli şıllık, depremi Çin’in Tibetlilere karşı yaptığı kötülüklerin bir cezası şeklinde yorumluyor. Videonun altında konuşmanın İngilizce dökümünü koyuyorum, daha kolay takip etmenizi sağlar.

Sharon Stone et Karma Chine ?
Uploaded by Hugues2

”Of course I have. You know, it was very interesting because at first I am not happy about the way the Chinese are treating the Tibetans, because I don’t think anyone should be unkind to anyone else, and so I have been very concerned about how to think and what to do about that because I don’t like that. Then I have been concerned about, oh, how shall we deal with the olympics? Because they are not being nice to the dalai lama, who is a good friend of mine. And then this earthquake and all this stuff happened and I thought, ’Is that karma, when you’re not nice that the bad things happen to you?

”And then I got a letter from the Tibetan foundation that they wanted to go and be helpful. And that made me cry, and they asked me if I would write a quote about that. And I said, I would, that it was a big lesson to me, that sometimes you have to learn to put your head down and be of service, even to people who aren’t nice to you. And that’s a big lesson for me”


Depremden sonra…

Ejderhanın Öteki Yüzü

Yıllardır gavurların Türkiye ile ilgili önyargılarını kırmaları için gösterdiğim çabadan götüm çıktı artık. Öküzün biri Türkiye de diş fırçasının yalnızca 10 senedir kullanıldığını iddia ediyordu. Başka bir kaltak ise zina yapan kadınların istanbul’un göbeğinde taşlanarak cezalandırıldığına emin olduğunu söylüyordu. Bunların hepsi cahillikten işte. Gavurun da cahili oluyor tabii ki. Kültürsüzlük ve bilgi edinmeden fikir sahibi olmak Avrupanın da hastalığı. Şaşırmamak lazım, İsveç gazetelerinde bir haftadır Eurovision şarkı yarışması ile ilgili haberler ve röportajlar var. Neyse dün gece ellerine aldılar, sesleri kesilir artık. Sanki çok sikimizde olması gereken birşey örovüzyon şarkı yarışması. O yüzden mi gazeteler sayfa sayfa yazıp, ekler veriyor???

Olimpiyatlar yaklaşırken politik tutuklular, fakirlik, çocuk işçiler, tibet sorunu, kalitesiz mallar, deprem gibi sözcükler sıradan vatandaşta Çin’in uyandırdığı ilk akla gelen düşünceler. Haksız da sayılmazlar… Sözde haber kaynağı günlük gazeteler Memati evleniyor ve dünya ajansları bu fotoğrafları geçiyor şeklinde haber yapmaktan diğer önemsiz şeylere vakit bulamıyorlar. İnterneti kullanabilecek bilgisi olanların ise türbanlı pornosu ve etek altı resimleri aramaktan başka birşeye elleri zor gidiyor.

Fakat it ürüyor kervan yürüyor. Bütün anti propagandaya rağmen Çin bir dünya devi. Bizim kafamızdaki garip müzik zevki olan ve çelimsiz sarı benizli kızlara sahip bu ülke ise esasında tamamen bambaşka cevherler barındırıyor. İnternette elime Çince bir reklam materyali geçti. Bir film tanıtım şeysi olabilir diye düşünüyorum. Resimlerdeki hatun inanılmaz derecede çekici. Benim zevkime göre tabii…

İlk önce Çince bir rock müzik videosu izleyelim. Baktınız bu sizi çok enterese etmiyor, videonun altındaki resim setine bir göz atarsınız. İnce hatun, asyalı kızlar ve ince topuklu çizmelerden hoşlananlar için güzel fotolar.

GEMINI PERSONAL LIFE
Uploaded by alxpops

Eğer bir tanrının varlığından bahsedeceksek ve bunun yeryüzünde isbatını arayacaksak, güzel bir kadına bakmalıyız…Dünya kadınlarının hepsi çok güzel tabii. Ancak asyalı hatunlar son derece fotojenik. Yüz ve vücut hatlarının narinliği, yaşlarını gizleyip onlara masum bir görünüş veriyor. Bilmiyorum fotojenikliğin sebebi bu olabilir mi?

Bir arkadaşımın dediği gibi ”Once you go Asian, you never go Caucasian”.

Tibet Gerçeği ve Sahtekar Medya

Facebook’a haftada bir kere takılıyorum, o da bu geceye denk geldi. Mesaj gelmiş bir gruba davet için. Grubun adı ”Candle in My Window - for Tibet”. Hassas vatandaşlarımız hemen grubun Türkçesini yapmışlar ”Penceremde mum yak - Tibet için”. Kendi kendime itiraf etmeliyim ki bencil bir insanım. Duyarlı falan olduğum da söylenemez. Fakat birşeye karşıysam veya taraftarıysam muhakkak ikna olmam gerekli diye düşünüyorum. Birkaç posta önce yazdığım İsrail sorunu bunlardan bir tanesiydi. Böyle çok konu var. Genç ve asi isen, bir de üstelik batılı yaşam tarzını benimsediysen nükleer santrale karşı çıkmalısın. Globalleşmeye ise kesinlikle karşı olunmalı. Zor gelmiyorsa vejeteryen de olup profilini tamamlayabilirsin.

Bir de mevsimine göre duyarlı olmak var. Olimpiyatlar yaklaştıkça Tibete özgürlük akla geliyor. Küba’da birşey düzenlenirse akla Guantanamo gelebilir, yoksa o zamana kadar insanların keyfini kaçırmaya gerek yok.

Basında Çin’in Tibetteki özgürlük ayaklanmasını acımasızca bastırdığı yazıldı ve çizildi. Gerçek olan ise Tibetlilerin etnik çinlilere ve müslümanlara yaptıkları linç ve talandı. Ancak bu videoda Tibetli isyancıların bir Çinliyi sokak ortasında benzetmeleri kaydedilmiş.

İşte bu yüzden Çin hakkında porselen, oyuncak, ucuz tekstilden başka birşey bilmeyenlerin Tibet için mum yakmaları en hafif deyimiyle komik kaçıyor. Çünkü karşındaki herhangi sıradan bir ülke değil. Tibet olsa da olmasa da esasında biraz birşeyler bilmek zorundasın. Dünya kültüründe çok önemli bir yeri olan ülke Çin. Hepsinden önemlisi yarın aç kalmak istemiyorsan beraber iş yapman gereken bir ülke. Açıp birşeyler okumak, merak etmek zarar vermez. Eline pankartı alıp, sokağa çıkıp kendini palyaço durumuna düşürmeden önce bunları yapmalısın. Youtube yalnızca saçma sapan videoları izleyip vakit geçirme yerleri değil. Aksine devlet televizyonu 1970 lerde kalmış, özel televizyonlar ise yalnızca seni aptallaştıran programlara yönelmişken alternatif kültürünü besleyebileceğin eşsiz olanakları sunuyor youtube ve benzeri medya kanalları. Çin ve Tibet konusuna yabancı kalmamanız için en azından bu videoyu izlemenizi öneririm.

Bırakın Tibet Çin’de kalsın. Dinci fanatiklerin yönettiği ilkel ve feodal bir topluma dönüşmek yerine 21. yüzyılın starı olacak Çin’in bir parçası olsun. Düşünce özgürlüğü ve refah zamanla gelecektir zaten. Kadınını ezen, insanlarını kast sistemi altında ezen bir rejime ihtiyacı yok Tibetlilerin. Postaya kızgın ve hırslı başlamıştım. Bitirirken keyifleri yerine getirecek, herkesi yumuşatacak bir video ile son vereyim.

Duyarlı Sanatçı Numaraları Miğdemi Bulandırıyor

Çin kültür Bakanlığı yaptığı açıklamada izlanda’lı ünlü pop artisti Björk‘ e ateş püskürdü. Şarkıcıyı ülke kanunlarını ihlal etmek ve Çin halkının duygularını rencide etmekle de suçlamayı ihmal etmedi.

Tibet’i Çin’den ayrı gören bir zihniyeti asla hoşgöremeyiz. Bunu gözardı eden sanatçıları da ülkemizde görmek istemiyoruz.”

benzeri bir açıklama yapıldı bakanlıktan.

Sebep, Björk’ün Şangay’daki konserinin sonunda ”Tibet, tibet”diye bağırması. Zaman zaman bu tarz çıkışları görüyoruz dünya artisti diye nitelediğimiz insanlardan. Sting ve U2 dan Bono aklıma gelen ilk iki örnek.

Çin’in demokrasi ve insan hakları karnesi muhakkak tartışılmalı, buna kimsenin bir diyeceği olamaz. Fakat bize yedirilen ve zamanla doğruluğu kanun haline gelen olayları sorgulamamızda ve gerçekleri öğrenmeye çalışmamızda fayda var.

1911 yılında Qing hanedanlığının düşmesinden sonra uzun süre iç savaş yaşayan ve Kültür Devrimi geçiren Çin 1950 yılında Tibet’i geri alır. Geri alır diyorum çünkü bu bölge 1200 lü yıllardan itibaren zaten Çin sınırları içindedir. Tibet sözde bağımsız olduğu dönemde çocuk ölümleri istatistiklerinde % 43 gibi rakamı yakalamıştı. Tekrar Çin yönetimine geçen bu bölgede, bugün için çocuk ölümlerinin gösterdiği rakam % 0.6 dır.

Qing Hanedanlığının hüküm sürdüğü 1700 lü yıllarda 9 milyonluk nüfusu olan Tibet Çin’e tekrar geri döndüğü 1950 yılında yalnızca 1,5 milyon nüfusa sahipti. Bugün 8 milyon insan yaşıyor Tibet’te. Kişi başına düşen gayri safi milli hasıla 35 kat daha fazla. Dalai Lama‘nın hükmettiği dönemlerde koyu teokratik olan eğitim, öğretim sistemi şu an laik bir çizgide. 22500 km otoyol, tren ve uçak seferleriyle, giderek yükselen turizm gelirleriyle Tibet bugün dünyaya açık bir bölge.

İşin ilginç bir diğer noktası ise bugüne kadar bir tek ülkenin bile Tibet i bağımsız olarak tanımış olmaması. Tibet ve Çin’in bir dönem ayrılmasında önemli payı bulunan ve her boka burnunu sokan İngiltere bile Çin’in Tibetteki egemenliğine ses çıkaramaz.

Günlerini eşek sırtında sempati turları atıp, batı dünyasını Çin’e karşı kışkırtmakla geçiren köktendinci Dalay Lama‘nın (gerçek adı Tenzin Gyatso) isteği ise yalnızca bugünkü Tibet’i değil, daha da büyük bir toprak parçasını Çin’den koparmak ve kendi ordusunu kurmak. Dünya hiçbir zaman sorma ihtiyacı hissetmedi Tibet’te yaşayanlara ”ayrılmak istiyor musunuz?” diye. 3-5 kıçı kırık artist, Tenzin Gyatso’nun kendisi ve çevresi dışında bir ses, görüş yok bu konuda. Yanıbaşlarındada Afganistan gibi köktendincilerin elinde mahvolmuş bir ülke dururken Tibetlilerin çiçekler gibi açan Çin ekonomisini ve refahı bırakıp rahiplerin ve fakirliğin avucuna düşmek isteyeceklerini sanmıyorum. Dünyanın çatısı diye tabir edilen bu bölgede eminim hava çok temizdir. Yalnızca havayla ve suyla da yaşanmaz.

Björk Gudmundsdottir
‘e gelince…., 200 bin nüfuslu İzlanda’da doğup midilliler ve gayzerler içinde büyüdükten sonra yaptığı müzik kariyeriyle otel odalarına, davetlere, galalara, konser salonlarına ve stüdyoya taşınan bu kadın ne zaman dünya sorunlarıyla ilgilenmeye başladı? Tibet ve Çin konusunda ne kadar bilgisi var? Yoksa borsada düşen hisse senetlerini andıran kariyer çizgisine Bono abisi gibi ”duyarlı sanatçı” payesi yapıştırıp kendine çıkar sağlamaya mı çalışıyor? Bono’nun izinden gitmesin, benden O ‘na tavsiye. Kendi kurduğu plak şirketlerinin planlanmış gelirlerine taş koydukları için internetten kültür tüketimine katkıda bulunan gençlerin peşine düşüp onları dava eden şirketlerle işbirliği yaptığından beri gözümde bok sineği kadar değeri yok. U2, Metallica, Madonna, Björk… Ne dinlerim, ne indiririm ne propagandalarını yaparım bu kan emicilerin.

Hiç Fena Olmamış



Smoke On The Water :)))) - video powered by Metacafe
Technorati Tags: , ,