Jul 15th, 2008 | Alet & Edavat, Erotik & Pornografi, Hayattan Kesitler, Teknoloji | 6 Comments
Geçen cuma günü iPhone un ilk satışa çıktığı gündü burada. Teknolojiyi yakından takip etmeye çalışsam da atlamışım bu tarihi. Çok da önemli değil, dükkanların önünde kuyruğa girip saatlerce bekleyecek değilim ya. İşsizin güçsüzün yapacağı iş bu. Ne çok varmış işsiz ve güçsüz meğerse. Cuma sabahı işe giderken bütün telefon mağazaların önü ana baba günü gibiydi. Güneşli ve güzel bir gün olması da bekleyenlerin adına şansdı gerçekten.
Bu insan güruhunun önünden geçerken içimden de geçirmedim değil, ”hepiniz birer moronsunusuz…”. Geceden bile kuyruğa girenler vamış meğerse.
Moda oldu ya, almamak için kendimi ne kadar tutacağım bakalım. İşe, şu an sahip olduğum Nokia N95 i hor kullanmakla başlarım belki. Oraya buraya atayım, pili boşalmadan bir daha şarj edeyim. Belki böylelikle almak için kendime bir bahane yaratırım…
Tabii mobil telefonların hafızalarının güçlenmesi, video ve yüksek pikselli fotoğraf makinaları haline dönüşmesi işin boyutunu değiştirdi. Artık cep telefonu demek ayıp kaçıyor bu cihazlara. Bununla birlikte görmemişin oğlu olmuş tutmuş sikini koparmış misali insanlarda da yeni kıroluk alametleri başgöstermeye başladı. Türkülerden, arabesk şeylerden falan uyarlanan dandik tona sahip telefon zilleri bunların en rahatsız edici olanı. Sade güzelliğe ve estetiğe önem veren bir insan olarak, cihazın üzerinde bulunan en basit sinyal sesini seçiyorum.
Bir de telefonuna resimler yükleyen indiren tipler var. Bazı arkadaşlar MMS gönderiyor. Kesinlikle açmıyorum, kabul etmiyorum… ”MMS le gönderdiğim, ski, kediyi, köpeği aldın mı?”. Ne cevap verilir? Ya sözü değiştirmeye çalışıyorum ya da o fonksiyon bende çalışmıyor, ayarını yapmadım şeklinde bir cevap veriyorum.
Söz konusu bu tarz cihazlar olunca, işin içine edepsiz, pornografik yayınların da girmesi kaçınılmaz oldu tabii. Yalnız şunu hemen belirteyim ki bu blogda daha önce de açıklamasını yaptım; pornografi, kitlelerce çok tüketildiği haliyle hiçbir heyecan yaratmıyor bende. Hemen her yerde bulduğun göt, meme fotoğrafları, kukulara giren çıkan pipiler benim için çöpten başka birşey değil. Kaliteyi ve estetiği yakalamak ise kolay değil söz konusu pornografi olunca.

Playlist ini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim
Ancak yine de çoğunluk teknolojik yeniliklerle edepsizliği birleştireceğinden iphone falan da pornografik içerikli yayınların tüketilmesinde bir paya sahip olacaktır. Bu tüketiciler daha çok orta ölçekli işletme sahibi olan hafif göbekli insanlar arasından çıkacak diye tahmin ediyorum. Kahvede vakit öldüren tayfa da bu gruba katılacaktır. Bu iki grubun ortak özelliği düzgün bir cinsel hayatları olmamasıdır. Kahvedekiler keraneye aboneyken, orta ölçekli işletme sahibi karısına burun kıvırdığından, işlerin iyi gidip gitmemesine bağlı olarak Ruslara giden tiptir.
5posta, yazarı ve okurları ile bu tanımlamaların dışında kalıyor muhakkak. Bizler çok olsa birkaç sevdiğimiz enstantaneyi iphone larımıza yükleyip cihazımızın performansını kontrol edeceğiz galiba. Video hemen başlıyor mu? Tutukluk oluyor mu? Avi, mpg, mp4, flv gibi formatları iPhone bünyesinde nasıl oynatırız? Bu soruların cevaplarını bulduktan sonra sizlere tavsiyem kalitesiz pornografik materyallerle cihazınızı doldurmamanız. Onun yerine ”kendi amatör pornonuzu nasıl çekersiniz?” konusuna biraz kafa yormanızı öneririm. Hem bu kız veya erkek arkadaşlarınızla birlikte beraber de bakacağınız birşey olduğu için daha paylaşımcı ve ilişkiye baharat etkisi veren bir unsur olacaktır. Yalnız iPhone bu konuda çok iyi kritik almadı söylemekte yarar var. Video kamerası dandikmiş diyorlar.
Ben sizlere hizmet olması bab’ında telefonunuzun performansını test ederken kullanacağınız materyalleri edinebileceğiniz birkaç sitenin adını vereyim burada. Bu siteler özellikle mobil teknolojiye uygun, erotik içerik siteleri diye geçiyor. Hatta aralarında sırf iPhone a yönelik porno film içerenler de var galiba… Buyrunuz…
http://www.handheldpornsites.com/
http://www.mp4porn.mobi/
http://www.myiplayground.com/mobile-porn/
http://www.naughty.com/Adult_Entertainment/Mobile/
http://www.iporndirectory.com/
http://www.isexmovie.com/iphone/iphone.html
Büyük şirketler yeni gelişen teknolojilere karşı nasıl strateji geliştiriyorlar ve seks branşı bu gelişime nasıl ayak uyduruyor gibi konulara ilgi duyanlara ise Time.com dan kısa bir yazı öneriyorum.
Jul 13th, 2008 | Erotik & Pornografi, Genel Kültür, Made in Japan, Müzik | 3 Comments
Rag Doll Aerosmith’in ünlü parçası… Kelimenin asıl anlamı ”oyuncak”… Aerosmith‘in sevdiğim parçalarından biri. Joe Perry nin slide blues gitar riflerini doyarak dinliyor insan… Slide gitar çok eğlenceli bir olay, gitara merakı olan herkese öneririm. Amfi’yi kökleyip klavyeye hakkını vererek denenmeli…
Bu posta bir anlamda 5posta’nın tüm konseptini içeren minik bir posta oldu. Pop kültürel bir pakette sunulmuş haliyle… Neden? Çünkü rock müzik var, seks/erotizm var, hayatı ti ye alıp eğlenceli yanlarını öne çıkarmak var, asyalı bir hatun var, estetik var… Biraz da içine rock kültürü şeysi eklediğim için hafif bir öğretici yanı da var. Slide gitar ne demek bilmeyenlere duymaları için parçayı da verdik. Gerisi size kalmış. Resimlerin altında Rag Doll un sözleri de var… Daha ne yapayım?
Volümü kökleyip, resimlere tıklayın….

Rag Doll, livin’ in a movie
Hot tramp, daddy’s little cutie
So fine, they’ll never see ya leavin’ by the back door, man
Hot time, get it while it’s easy
Don’t mind, come on up and see me
Rag Doll, baby won’t you do me
Like you done before
I’m feelin’ like a bad boy
Mmm, just like a bad boy
I’m rippin’ up a Rag Doll
Like throwing away an old toy
Some babe’s talkin’ real loud
Talkin’ all about the new crowd
Try and sell me on an old dream
A new version of the old scene
Speak easy on the grape vine
Keep shufflin’ in the shoe shine
Old tin lizzy, do it till you’re dizzy
Give it all ya got until you’re put out of your misery
(Chorus)
Yes, I’m movin’, Yes I’m movin’
Get ready for the big time
Tap dancing on a land mine
Yes I’m movin’, Yes I’m movin’
Old tin lizzy, do it till you’re dizzy
Give it all ya got until you’re put out of your misery
(Chorus)
Baby won’t you do me, baby won’t you do me….
Like you done before (huh huh)
Yes, I’m movin’, Yes I’m movin’
Get ready for the big time
Get crazy on the moonshine
Yes, I’m movin’, I’m really movin’
Slow gin fizzy
Do it till you’re dizzy
Give it all you got until you’re put out of your misery
(Repeat Chorus)
Jul 10th, 2008 | Erotik & Pornografi, Video | 12 Comments
Böyle bir türkü mü vardı, ne? Kendine yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma…
Find more videos like this on RedTube
Jul 7th, 2008 | Erotik & Pornografi, Genel Kültür, Made in Japan, Video | 4 Comments
Arada bir arkadaşlardan duyuyorum, ”Yahu şu Japon porno filmlerinde neden sansür var?”. İnternette rastladığımız fotoğraflarda ve videolarda pikselleme yöntemiyle edep yerlerinin ve cinsel birleşme pozisyonlarının sansürlendiğini zaman zaman görmüşüzdür… Kastettikleri o…

Esasında ben japon pornografisinde yaygın anlamda bir sansür olduğunu düşünmüyorum. En azından günümüzde… Bugünkü postamızda bu konuyu ele alalım ki, hem bu yanlış düşünceyi de ortadan kaldırmak için birşey yapmış olalım hem de japon yakın tarihine kısaca bir göz atalım…
Japon pornografisi ve erotizmini anlamak için ilk önce aklımızdan Japonya’nın tek tanrılı bir dine sahip olmadığını çıkarmamalıyız. Çıplaklık ve seks bu yüzden hiçbir zaman tabu olarak görülmedi Japonya’da. Tek tanrılı Abrahamit dinleri istisnasız seks düşmanı profil çizerler. Cinsellik ve seksin tek amacı üremektir bu dinlere göre. Oysa hepimizin bildiği ”günah” kavramına Japonya yabancıdır, müslümanlardan, hristiyanlardan ve yahudilerden farklı olarak.
Bu yüzden çok zengin bir erotizm tarihi vardır Japonya’nın. Bilmiyorum aranızda Japon Yastık Kitapları’nı bilen var mı? Gençlere verilen bir çeşit seks el kitabı… Seks ve pornografi her zaman Japon toplumunda vardı. Batı toplumlarından farklı zevklere ve ihtiyaçlara da yönelen çeşitleriyle…
Yalnız japon tarihinde istisnai bir period vardır, Meiji dönemi… Bu dönem Japonya’nın modernleşmeye başladığı ve emperyalist bir güç olma hevesinin peşine düştüğü dönemdir. Meiji döneminde Japonya kendini batılı hristiyan normlara uydurmaya çalışmış, düşünce sistemini batılı standartlara oturtmak istemiştir.
Ayrıca emperyalist ve her zaman savaşa hazır toplumlarda gözlemlediğim bir olguyu da sizlerle paylaşmak isterim. Bu tarz ülkeler toplum ahlakını çok önemserler. Bunu sıkılaştırıcı önlemler almaktan da kaçınmazlar. Örnek mi? Hitler Almanya’sı, günümüzde ABD, Sovyetler Birliği (”seks” kelimesi kullanılmıyordu Sovyetlerde). Türkiye’nin tutuculuğunun kaynaklarından biri de bu olabilir mi? İç ve dış mihraklar, hristiyan Avrupa’nın tehdidi, haçlı seferleri, pkk, ermeni sorunu vs… Dolayısıyla düzüşerek enerjiyi harcamaya gerek yok. Bunun zevkine varan insanlar gevşek olur, hayatta ve savaşta başarısız olur. Hatta erkek çocuklara empoze edilen, ”aman 31 çekme, derslerinde başarısız olursun” fikridir. Bu uyarılara kulak asanlar bugün devletin önemli kademelerinde oturup bizleri yönetiyorlar. Aralarında hakim, savcı olanlar youtube kapatıp, açıyor vesaire… Tavsiyeleri dinlemeyenlerin ise çok olsa bir blogları var…Tekrar konumuza dönecek olursak…
Japonlar için mornleşme dönemi ve emperyalizm 1945 de savaşı kaybettikleri güne kadar sürdü. Savaş sonrası ABD, Japon Hanedanlığı’nı kapitülasyonlara zorlayarak aşşağıladı. Aynı zamanda demokrasi, barışın bir garantisi olarak dayatılıp, hanedanlığın etkisi azaltıldı. Düşünce ve ifade özgürlüğü gibi kavramlar da Amerika’dan alınan ilhamlarla Japon toplumunda oturtuldu.
Fakat Meiji döneminde (1800 lerin sonları) hristiyan batıdan ithal edilen cinsel organların sansür edilmesi olayı, kanun kitaplarında savaştan sonra da kaldı. Hatta Amerikalılar tarafından da desteklendi… Bu sansür kanunları korunmakla kalınmayıp güçlendirildi de.
Ancak aradan geçen neredeyse 70 yıla yakın zamanda Japonya’da artık yeni ve modern normlara kendini uydurmaya başladı. Esasında bunu ”Japonya özüne geri dönmeye başladı” olarak da yorumlayabiliriz.
Bahsettiğim tarzda sansür, pikselleme yöntemi diye adlandırılan şekliyle yapılıyor. Cinsel organ ve tüyleri airbrush metodu ile karartılıyor. Tıpkı resim sanatının İslam’da yasak olmasının Osmanlılar’da minyatür sanatının doğmasına sebep verdiği gibi, bu sansürleme yöntemi de değişik pornografi tarzlarının Japon seks endüstrisinde genişçe yer bulmasına olanak vermiştir.

Japon geleneklerinde de yeri var…
Bukkake bunlardan biridir mesela… Bukkake birçok erkeğin, bir kadının yüzüne boşalması olayıdır… Sperm bu sansür kanunlarının kapsamına girmiyordu. En azından erkeğin orgazmı ve boşalma teması kuvvetlendirerek pornografiye kazandırılmıştır. Ayrıca kadınların squirting dediğimiz, kukularından bir nevi salgıyı fışkırtma olayı da çokca konu edilmiştir. Bunların ötesinde daha bizim normal dediğimiz şeylerin dışındaki temalara da ağırlık verildiğini görüyoruz… İşeme, tecavüz vs. gibi. Düşünün sansür, tutuculuk ve zorlama nerelerden patlak veriyor. (Bkz. Anadolu’da seksin tabu olup dinin kuvvetli olmasına karşı eşşek, keçi, köpeklerle ilişkinin veya ensestin yaygın olması… )

Sansürün başkaca etkilerinden biri de anime edilmiş pornografinin eşi benzeri olmayan bir şekilde yaygınlaşmış olmasıdır. Hentai ve Lolikon bunlardan ikisidir. Çok daha çeşitleri de var tabii. Hentai’yi bilen aranızda çokca çıkar tahmin ederim. Ancak lolikon batıda az bilinir. Esasında Hentai’nin bir çeşididir. Fakat çok genç, çocuk denebilecek yaştaki kişiler çizgilerle tasvir edilir. Bu kol daha da detaylandırılarak bir lolita kültürünün oluşumuna yol açmıştır.
Okul önlüklü kızların (seifuku) yer aldığı video ve fotoğrafları görmüşsünüzdür muhakkak. Bir de bunun deyting şekliyle varolan enjo kosai - okul kızlarının yaşlı erkeklerle randevulaşmaları- gösterilebilir. Bu randevular bazen fuhuş olarak görünse de yalnızca beraber olup, muhabbet etmek, vakit geçirmek gibi aktivitelerle de sınırlı kalabilir. Çok genç kızların yarıçıplak ve seksi pozlar vermeleri de çok görülen bir olgu… Buna örnek 15 yaşındaki İrie Saaya yı gösterebiliriz.

İrie Saaya modellik kariyerine 11 yaşında başladı…
Lolikon ve türevleri Avrupa’nın çoğu ülkesinde yasaklı. Gerçi japonya’da da lolita kültürünün daha ileri boyutları 1999 da yasaklandı. Bu da hentai’ye yeni bir ivme kazandırdı. Anlaşılan yasaklara rağmen bu kültür bir şekilde yaşayacak, yeni ifade yolları bulacak… pekçok japon sado-mazo filmleri Avrupa ülkelerinde şiddet içeren pornografi olarak tanımşanıp, mahkeme konusu olabilir…
Pornografi branşı, savaş sonrası inanılmaz derecede gelişti. Şu an Japon otomobil endüstrisinden sonra iki numaralı endüstridir. özellikle JAV (Japanese Adult Video) dünyadaki pornografi branşı terminonlojisine 80 lerdeki video furyasından sonra tamamen girdi.
Batıda işsiz kalan normal oyuncular branşta kalabilmek için son çare olarak porno filmlerde oynarken, Japonya’da AV (Adult Video) yıldızı, oyuncusu olmak statü sayılmakta. Hatta, zaten film branşında önceden etable olmuş oyuncular bile AV branşına geçmekteler. AV yıldızları Japon tv ve dergiler tarafından röportajları yayınlanmaktadır. Nasıl biz Hürriyet’in kelebek ekinde bilmemnenin röportajını pazar sabahları evde ailece okuyorsak, Japonlar da kendi AV yıldızlarının röportajlarını aynı şekilde takip etmekte.
Piksellemek, daha çok videonun popüler olduğu devirlerden kalma. Ne zaman ki yabancı pornografinin ithali ve zamanla internetin gelişimi sahne aldı, bu yasaklar gittikçe daha saçma bir hal almaya başladı. 2001 den beri devlet bu kanunların uygulanmasını takip etmekten vaz geçmiştir. Hernekadar piksellemek bir branş standartı olarak kalmış da olsa neredeyse yalnızca büyük prodüksüyon şirketleri tarafından yalnızca iç pazara yönelik prodüksüyonlarda kullanılmakta. Tv de gösteriminde problem çıkmasın diye… Bu tarzın da genelde iki versiyonu yapılmakta. DVD versiyonlarının sansürsüz olanları da mevcut.
Ben severim japon pornografisini. Çok deneysel ve sürprize açıktır… Teknik ve fotografik açıdan batıdaki benzerlerine göre çok üstündür. Açılar ver perspektif açısından da çok yenilikçidir… Bol bol alet edavat kullanılır, ve de kayganlaştırıcı madde… Kostüm ve rol oyunları bolca yer alır…

Kötü yanlarından biri ise kadınların çok pasif ve edilgen olmaları. Bir de belli bir süreden sonra çıkardıkları miyavlamaya benzeyen sesleri irite edibiliyor insanı.
Jul 2nd, 2008 | Erotik & Pornografi, Futbol, Hayattan Kesitler, Video | 6 Comments
İşin ortasında Serkan aradı, ”olm Fenerbahçe’ye MTK çıktı Macaristan’dan” diye… Maça gidelim diyor… Hiç düşünmeden atladım, ”ayarla biletleri, kesin geliyorum”.
Açıkcası Fenerbahçe beni milli takımdan daha çok heyecanlandırıyor. Belki de bu yüzden Avrupa Şampiyonası süresince fazla futbolla ilgili birşey yazmak gelmedi içimden. Ancak sarı lacivert işin rengini değiştiriyor. Bunu da çok sorguladım kendimce… Ne dindarım ne de milliyetçi. Fakat bir insan olarak bir yere ait olma duygusuna ihtiyaç var herhalde. Türk gazeteleri okunmuyor, Türk tv si seyredilecek gibi değil, zaten tv olayını tamamen bıraktım diyebilirim. Fenerbahçe biraz da Türkiye ile bağım, bu görevi de görüyor. Nesin olm sen? Fenerbahçeliyim… Olay bu yani…
Futbol gezilerini de bir gelenek haline dönüştürmeye başladık. İstiyorum ki dandirik ülkeler, ucubik şehir takımları çıksın. Avrupa’nın büyük şehirlerinde bir numara yok. Zaten hepsinde sağına dönsen kebapçı soluna baksan pizzacı. İnsanları bile tek tip olmuş artık. Ekzantrik hiçbirşey kalmadı Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde. Ama Macaristan ,Çek Cumhuriyeti, Litvanya, Polonya vs hala kendine özgü…
Bir de gece hayatına kendini verme olayı var bu gezilerde. Stockholm’de dışarı çıkmayı bıraktım artık. Bütün yerlerini ezberledik, sıkıcı geliyor. Çok değişik mekanlar bulmak da mümkün değil zaten. Bir laf vardır İsveçce’de… Lagom…Lagom, orta karar demek… Herşey orta karar olmalı. İsveçli’nin fetişidir lagom olmak. Çok akıllı olmayacaksın, çok aptal da… Ne zengin, ne de fakir olmalısın… Ne çok sinirli ne de çok uysal… Ne karşındakinin gözünün içine bakacaksın, ne de gözünü ondan kaçıracaksın…. İsveç ve İsveçli’yi tanımlayan daha iyi bir kelime yok bundan başka… Dolayısıyla bunların eğlence yerleri de lagom… Çok şatafatlı olmaz, ayıp kaçar… Mümkünse mekanlarda güzel kızların olması istenir (mekan sahipleri tarafından), bütün reklam, dizayn buna göre yapılır… Ama striptiz olamaz… Kumar oynayabilirsin her yerde. Ancak belli bir rakamın üzerine çıktığında seni bir odaya alırlar, eline kumar illetinden nasıl kurtulursun diye bir kitapçık verip, nasihat çekerler. Fotoğraflı kaydını aldıkları için, baktılar ipin ucunu kaçırıyorsun bütün ülkede kumarhanelere girmeni yasaklarlar…
Sıkıldım bu tarz yerlerden… Yurt dışındakiler daha taşşaklı… Herşey var oralarda. Kocaman mekanlarda eskort kızlarından, striptize, kumardan, üniversite öğrencilerinin dans ettiği dans pistlerine kadar herşey… Hepsi bir arada belli bir harmoni içinde… Kimse kimseyi rahatsız etmeden…
Özellikle eski doğu bloku ülkeleri bu işi çok iyi yapıyor artık. Yeni türeyen para babalarına hizmet eden inanılmaz güzel mekanlar… Bizim gibi parasını batı Avrupa’da kazananlar içinse fiyatlar çok egzotik kaçıyor tabii… Ucuz da demeyeyim ama… Bu tarz yerlere Paris’de Londra’da gitsen kanırtırlar. Buralarda öyle değil. O yüzden de Macaristan çıkınca Fener’e içimdeki hayvan kıpırdadı…

Voodoo Lounge Casino - Riga - Letonya
Kumarla işim olmaz… Bizim Serkan sıkı oynuyor ama… Riga’da Ukrayna halk dansları gösterisine gittik. Bu devre arasına sıkıldı. ”Abi sen çıkınca Voodoo Lounge’un kumarhanesinde bulursun beni” diyerekten ayrıldı. 45 dakikalık ikinci yarıyı seyredip oradan yürüyerek kumarhaneye geldiğimde 1000 doları yakmıştı çoktan… Ben ise en son Estonya’ya giden bir gemide kollu makinelere para attım. 3 siki yanyana getirince para veren makineler… Şakır şakır indirmiştim jetonları o gün. Yolculuk bedavaya gelmişti… Yoksa hiçbir merakım yok kumara…
Klasik olacak ama ben daha çok doğal güzellikleri ile ilgileniyorum gittiğim ülkenin. Fakat vakit kısa olduğu için genelde öyle Turist Ömer gibi takılmaktansa profesyonel çalışmak tercihim. Google da sıkı bir araştırma yaparım. Ne gibi eğlence yerleri var? Eskort hizmetleri? Fiyatlar? Yemek yenilecek yerler? Müzeyle işim olmaz, daha önce bir yerde de yazdım, çok uykum geliyor müzelerde falan. Louvre’da sanki üzerime 2 ton yük çöktü… Kalakaldım…
Gece hayatına gark olduğun zaman parayı düşünmeyeceksin artık. O safha seyahati planlamadan önce… Ne diyorlar? Yiyemeyeceğin tarrağın altına baştan yatma.!!! Düşünmem o yüzden… Baştan bütçeyi yaptık, yetiyorsa para jakuzi, şampanya, kızlar hepsi olacak… Bu gibi seyahatlarde kalabalıksak işin aganigi kısmının organizasyonunu alırım üzerime… 5 kişi Tallinn’e gittiğimizde otele check-in yapar yapmaz lobiye indim. Güvenlik görevlisini bulup önüne 2 tane dosya kağıdı dolusu telefon numarası ve resim bıraktım. ”Ara bunları, 3 saat daha odamızdayız”. Biliyorum benim gibi centilmen birine yakışmıyor belki… Fakat durum neyse o… Bazen hayvanca ve adice davranmak hoşuma gidiyor… Modern toplumun ve kapitalizmin kurbanıyım desem feminist okurları bir nebze yatıştırabilir miyim acaba? İsterseniz eskort kızlar ve fuhuş üzerine detaylı görüşlerimi başka bir postada yazayım. Linç edilmeden önce… Sonra o tartışmaya gireriz…
Hovardalığı buralarda yapıp eve dönünce işe güce daha iyi konsantre oluyor insan. Karıya kıza kafa yormaya gerek yok Stockholm’de. Zaten bir koltukta birkaç karpuz taşımaya çalışan biri olduğum için böyle bir konsantrasyona da ihtiyacım var evde. Uslu durmak lazım bir sonraki seyahate kadar. Muhtemel rakipler arasında var mı bilmiyorum ama şampiyonlar ligi grubuna bir de İzlanda Rejkjavik den bir takım çıksa diyorum… Rejkjavik’in gece hayatını öve öve bitiremiyorlar…
Jun 25th, 2008 | Erotik & Pornografi, Fotoğraf sanatı, Mother Russia | 5 Comments
Bilmiyorum aranızdan kaçınız birkaç posta önceki yazıma referans olarak verdiğim Ayşe Sargın‘ın çalışmasını okudunuz? Pornografi, siddet ve kapitalizm adlı bu çalışma Türkiye’de ilk olması bakımından önemliyken pekçok eksiklikleri de içeriyor. Herşeyden önce Ayşe Sargın bu araştırmayı yaparken, bizim mainstream porn dediğimiz çeşidinden başka bir tarz yakalayamamış. Yazık, çünkü tamamen piyasa ekonomisinin ve sonsuz özgürlüğün (bütün engelleme çalışmalarına rağmen) hüküm sürdüğü internette akıllı insanların yaptıkları yaratıcı ve estetik prodüksüyonlara sıkça rastlamaya başlıyoruz.
Başlıyoruz dedim, yaklaşık 5-6 sene öncesine kadar bu mümkün değildi. Fakat internet sektörü de her sektör gibi doğuş, emekleme, büyüme ve olgunluk evresi geçiriyor. 90 ların sonunda TGP (Thumbnail Gallery Post) dediğimiz pornografik materyal içeren siteler vardı. Thumbzilla.com bunlardan biriydi mesela. Hatta o dönemki kız arkadaşımın bilgisayarımı karıştırması sonucu sinir krizi geçirmesine sebep olan site de Thumbzilla idi…
Ayşe Sargın’ın çalışmasında belirttiği gibi bu TGP siteleri de içeriklerini kategorize ediyordu. Teen, Interrracial, Amateur, Cumshot, Anal, Threesome, GangBang vb… O dönemlerden hiçbir estetik erotik site hatırlamıyorum. İnternet resim ve sonradan video nun kullanımını kitlelere basitleştirerek ulaştırdığında ilk patlamayı yapan hard porno siteler oldu. Ben bu olayı, şişman bir insanın Mc Donalds da ketçap ve sosu yüzüne gözüne bulaştırarak, ağzını sonuna kadar açarak hamburger yemesine benzetiyorum. Çok şişman olmaya gerek yok, bizler de zaman zaman çok aç kaldıktan sonra yemeğe oturduğumuzda böyle iğrenç bir şekilde yemişizdir. İnsanlar da utanarak aldıkları dergilerin soğuk ve cansız sayfalarından sonra internette kimseden utanmadan istedikleri resim ve filmelere ulaşıp, bir de üstelik bunları kaydedebilme imkanı bulunca aynı hamburgercideki şişman amcamız gibi yumuldular.
Ne teknoloji, ne de insan yerinde durmuyor. Aradan belli bir zaman geçince internet kullanıcısı olan bizler belli bir olgunluğa eriştik. Artık zevklerimizi ve meraklarımızı rafine etme zamanı gelmişti. Seks ve pornografi sok-çıkar, surata-ağza attır değil çoğu zaman. Hoş, ideal ve duygusal bir ilişkide bile zaman zaman hayvansı seks dürtüleri ve bunlara yenik düşmek tahrik edici gelebilir. Kimimiz bunu yılda bir iki defa yapar, kimimiz beş postanın üçünü böyle atar… Sok-çıkar-boşal tarzı pornografi artık biraz retro oldu diyebilirim. Sebebi de dediğim gibi bilinçlenen, zevklerini bileyen internet kullanıcısı… 2008 yılında artık her ske göre g.t var diyebiliriz, amiyane tabiri ile…
Ancak internet dediğimiz amazondan bu güzellikleri bulup, çıkarmak için deneyimli bir internet kullanıcısı olmak, teknolojiyi tanımak, dinsel ve ahlaksal endişelerden kendini sıyırmış olmak, meraklı olmak, kendi seksüalitesinin ve tercihlerinin bilincine varmış olmak gerekiyor. Ayşe Sargın eğer baştan pornografiyi karalamak için yola çıkmış olmasaydı, eminim kendisi de bu güzellikleri bulup çıkartırdı.
Bu güzelliklerin neler olduğuna gelmeden önce başka bir konuya da ucundan hafifçe değinmek istiyorum. Fuhuşa ve pornografiye bakarken çoğu insanda bir prototip düşünce var. Sargın’ın suçu kapitalizme yüklediği yer de burası… Sermayesi olan erkeğin, fakir ve çaresiz olan kadını soyunmaya ve vücudunu satmaya zorlaması… Klişelerden biri bu…
Erotik içerikli site çalışmalarımla ilgili postaları okumuşsunuzdur. Dolayısıyla biraz da olsa tecrübe sahibi olduğumu düşünüyorum. Geçen hafta birgün bizim Serkan ile yürüken karşımıza 3 adet polis çıktı. 2 erkek ve 1 bayan polis. Erkekleri fazla göremedik, çünkü bayan polisin güzelliği karşısında dilimiz tutuldu. 1.85 boy kesin vardı. Koyu lacivert üniforma, kraliyet arması, ve başındaki şapka… Ve cidden de son derece güzel bir hatun. Üzerinde de üniforma olunca beynin lobları çalışmaya başlıyor tabii. Serkan sordu şakayla karışık, ”soyunmayı teklif edip, senin siteye koysana resimleri”… Arkasından da ekledi ”kaça para ister acaba?”. ”5000 kron en fazla, o da polis olduğu için yüksekten uçar. O sebeple” diye cevapladım. Serkan ikna olmadı… Sokaktaki vatandaş bir hatunun yaklaşık 500 euro için soyunabileceğini düşünmüyor. Oysa ben o rakamı polis olduğu için vermiştim. Bu işi profesyonel yapan normal bir hatun 3 saatlik foto seansına 250 euro alıyor. Bunu geçelim, community sitelere erotik fotoğraflarını bedava gönderen hatunlar var.
Peki kızları soyunmaya iten ne? İsveç gibi bir refah toplumunda kimsenin açlıktan ölmediğini düşünürsek bu hatunların soyunmasını nasıl açıklarız. Bence cevabı çok basit… Kendi güzelliğine güvenen, belli bir özgüveni olan kızlar bu işi yapmaktan zevk alıyor. Soyunmaktan dolayı kendilerini neredeyse sarhoş edecek bir zevk aldıkları benim kendi tesbitim. Sırf kadınlara özgü de değil bu. Pekçok erkek de yapıyor aynı şeyi. Kilit nokta kadın veya erkek olmak değil zaten. Kendisiyle barışık olup, fiziksel özelliklerinin başkaları tarafından aranıyor ve tasdik ediliyor olması duygusu. Her ne kadar feministler böyle düşünmek istese de bu hatunların soyunması için kötü yürekli, para canlısı bir pezevenge ihtiyaçları yok.
En basitinden alalım, 5posta’nın sağ tarafına baktığımızda Günün Gacısı var. Amazondaki güzelliklerden bahsederken, rafine edilmiş zevklerden konuşurken örnek vermek isteyeceğim sitelerden bir tanesi… Tamamen amatör hatunlardan oluşuyor modelleri… Ishotmyself.com, adı üzerinde kendi resmini çeken hatunlardan oluşturuyor içeriğini…
HegreArt fotoğrafçılık sanatını ve kadın vücudunun muhteşemliğini her yönüyle ele alıyor. Modellerini daha çok Doğu Avrupa’dan seçen Petter Hegre Norveçli bir fotoğrafçı. Hah !!! Zengin Avrupalı fakir doğu bloğu kızlarını parayla soyuyor.!!! Bu ihtimal zayıf, çünkü Petter kendi modellerinden Luba Shumeyko ile evli. Luba’nın ve kardeşinin fotoğraflarını bu postada vermiştim.
İsterseniz telif hakları-copyright konusunu yazdığım şu günlerde, sırf bunun hatırına siteye gelen diğer ziyaretçilere karşı iyi bir ev sahipliği yapıp şeker tutayım. Alın HegreArt dan kapak fotoğrafları…

Şimdi aranızda özellikle bayan okuyuculardan bu fotoğrafların estetik, sanatsal ve iç gıcıklayıcı olup olmadığına dair fikirlerini soralım. Cevabı ben de merak ediyorum…
Pornografi ve erotik materyal üretimi-tüketiminde kaliteye geçebilmek için gerekli toplumsal şartların yanında yukarıda bahsettiğim internetin doğma, emekleme, gelişme ve olgunlaşma evrelerini geçirmek lazım. Bu evreleri geçirebilmesi içinse demokratik ve özgür bir ortama ihtiyaç var. İran, Çin, Suudi Arabistan gibi ülkelerde bu gelişimin dünyaya paralel bir biçimde yaşandığını söyleyemeyiz. Aramızda dimağı açık olup bu gelişimin meyvesini yiyenler, internetin gelişimini diğer hiçbir toplumsal alanda olmayan özgür (engellenmesi zor olduğu için şimdilik özgür) tarafına ve batının serbest piyasa ekonomisi, özgürlük ve demokrasi anlayışarına borçlu. Diğer ne idüğü belirsiz toplumlarda ise iki ileri - bir geri sisteme rağmen çağa uymaya çalışan gençler var. Onlar da olmasa ortalık zombilere kalacak.
Jun 20th, 2008 | Erotik & Pornografi, Fetiş, Fotoğraf sanatı, Hayattan Kesitler, Müzik | 6 Comments
Yalnızca iki bira içip gideceğim zaman siyah birayı tercih ederim. Çek birası Starobrno Dark tam istediğim kıvamda. Fakat balık ısmarladım, o yüzden normal bira söylemem lazımdı yanına. Ancak şaraplarda bile kırmızı etle kırmızı şarap, balık ve tavukla beyaz şarap kuralına uyulmuyor artık. Yoksa birada da hafif yemek açık renkli birayla, ağır yemek ise ağır biralarla yenilebiliyor. Yine de cesaret edemedim balıkla siyah biraya… California Anchor Steam aldım yerine… Kırmızı renkli, hafif esanslı bir tadı var gibi… Akşam yemeğimi yalnız yiyorum, o yüzden şarapla olayı artistik bir hale getirmenin anlamı yok. Olsaydı bir hatun yanımda ısmarlardık şarabı belki… Belirtmek lazım, evde içki içmiyorum genelde. Özellikle dinlemek istediğim bir albüm falan varsa yaz günü balona çıkıp müzikle beraber mayalanıyorum. İşte o zaman yanında viski ve bira genelde. Çok içip mideyi rahatsız etmeden çabuk vursun diye viski ve bira.
Bu sefer yalnızım dediğim gibi. İki birayı geçmenin bir anlamı yok o yüzden. Zaten yemekle beraber götüreceğim için su vazifesi görecek. Sürekli gittiğim bir mekanda olduğum için personeli ve diğer barda takılanları tanıyorum. Mojo diye bir müzik dergisi götürdüm yanımda. Okumasam bile okur gözüküp yanıma kimsenin gelmemesi için…
Oturduğum yerden barı çok iyi kesebiliyorum. Barmenle konuşan 50 yaşlarındaki herifi ise iyi tanıyorum. Birkaç ay önce benden fikir istemişti. Parası bol puştun, bir community sitesi satın alacaktı. 25 - 40 yaş arası grubun takıldığı, birbirlerine mesaj bıraktığı bir site. Dostluk, arkadaşlık hesabı… Yeri gelirse mala vurma da var… Siteyi satanlar herifi kerizlemeye çalıştılar herhalde, veriler, rakamlar biraz şüpheli idi. Ben uyarınca vazgeçti herif… Herhalde 5posta’dan ötürü beni adam yerine koyduğu için olsa gerek. Oysa ilk defa 5posta’yı öğrenince ne şaşırmıştı pezevenk… Türkiye denince bıyık, kebap, kapalıçarşı, türban aklına geliyor ya gavurun kırosunun. Seks, pornografi ve erotizm üzerine Türkçe bir blog, Türkler için!!! Yapma yaa!!!
Herifi tanıyorum dedim ama yanındaki kız da kim böyle? Arkadan çok genç gözüküyor kız, bluğ çağına yeni girmiş gibi… Ama resimde uymayan başka birşey var. Yan çaprazdan hatunun oldukça iri göğüsleri olduğunu farkedebiliyorum. Hafif yandan gördüğüm kadarıyla suratında bir lolita havası olsa da yine de yaşı ermiş gibi sanki… Ya da inanmak istiyorum öyle olduğuna… Barmen içki servisi yapmadan önce kimliğini görmek istedi kızın. O da yaşından şüphelendi demek ki. Uzattığı plastik karta baktıktan sonra da bira bardağını uzattı… Hmm yeşil yandı…

Kızım var, kızım var diyordu hıyar… Bu olmalı… Eleman hafif arkasını dönünce beni gördü, kafayla selamlaştık. Kız da benden yana bakınca ikinci defa kafayı kaldırıp indirmek zorunda kaldım. O an hayal meyal birşey gördüm kızda. Ama emin de olamadım. Cidden o mu var hatunda? Eğer öyleyse ???!!!…. Kafadan hemen kurdum olayı…. Hemen atlamamalı. Hiç onların olduğu tarafa bakmadan yemeğimi bitirmeliyim, dergide de John Lee Hooker ile ilgili bir makale var. Hem onu da okurum. Kendimi tamamen makaleye verip bu olayı hiç düşünmeyeceğim… Başarırsam aferin bana… Yemek bittikten sonra bara geçerim, son birayı orada içmek üzere… Babamız da zaten sigara içmeye kesin dışarı çıkacak.
Tanrının sevgili kuluyum ki herşey düşündüğüm gibi gelişti. Peder bey 10-15 sene sonra kanser olup, kanlı kanlı öksürmek için dışarı çıktı… Teleskop - Target - Distance - Fire !!!!
- Stefan senin baban mı?
- Evet. Siz nerden tanışıyorsunuz ki babamla?
Sonraki diyaloğun ilk saniyeleri bayağı sisli, kelimeleri anlamlı bir şekilde arda arda sıralamakta zorlandığımı hatırlıyorum… Kafamdan gitmeyen tek görüntü kızın konuşurken aralanan dudaklarının arasından tekrar hayal meyal gördüğüm metalsi parıldama… Evet!!!… Dişlerinde tel var hatunun…
Sizlerden iyi olmasın bir arkadaşım var. Diğerler arkadaşlarım arasında da birtek onda var bu rahatsızlık. Ne zaman beraberken dişleri telli bir hatun görsek birbirimize bakarak gülümseriz. Tek kelime bile konuşmuyoruz ama bu konuda. Esasında bu bir nevi acıklı bir gülümseme birbirimize. Anlamı, ” Biliyorum, ikimiz de O’nu istiyoruz… Zorla bile olsa yapabilecek durumdayız… Ama toplum, kurallar, cezai müeyyidesi?’‘. Fotoğrafçılık ile ilgileniyormuş. Bak bir ortak yönümüz çıktı. DevianArt dan konuştuk biraz. Bir süre sonra İsveç - Rusya maçını seyretmeye gelenler yüzünden ortam kalabalıklaştı. Belki maçın seyredileceği ortamın kalabalıklığı, biraz daha alkol falan….Babası nerde? Ev yalnızca 200 metre buraya… Kameranın pillerini şarj etmiş miydim?

- Beauty & Braces 16 fotoğraflık set. Doya doya bakın-
Maçın ilk yarısını geyikle geçirdik. Yaşının verdiği utangaçlık ve bundan duyduğu rahatsızlık olayı daha da çekici bir hale getirirken babamız kıllandı. Kafa göz işareti, eve gidilecek… Daha babasına karşı çıkamıyor demek ki… Maçta da devre oldu… Neyse gitsin… Tohumu ektim ama… Meyveyi bugün yemek şart değil. O’nun da kafasında var bir şeytan şimdi. Hoparlörlerden şans eseri Lee Hooker çalınıyor. Cuk oturdu parça da ha… Kızım benden söylemesi, ”Think Twice Before You Go”.